
O-Bi, O-Ba: The End of Civilization (1985)
Film Özeti
Dünya, bir zamanlar mavi ve yeşil olan bu gezegen, şimdi nükleer savaşın yıpratıcı izleriyle kaplı. Gözlerinizi ovuşturun, çünkü Piotr Szulkin’in “O-Bi, O-Ba: The End of Civilization” filmi, sizi bambaşka bir gerçekliğe götürüyor. Kafası karışık bir çağda, insanlığın son kalıntıları “The Dome” isimli bir yapının içinde hayatta kalmaya çabalıyor. Abicim, dış dünya öyle bir soğuk bir dünya ki, merak eden kimseyi bırakmıyor. Buz, radyasyon… Yani tam anlamıyla bir cehennem.
Karakterimiz Soft, bu hâlâ bitmeyen kıyametin ortasında tek başına kalmış bir çobandır. Yalnız değil, tabii ki. Ona bağlı olan diğer insanlarla birlikte, umut dolu bir kurtuluş bekliyorlar; kayıplarının ve beklentilerinin arasında süzülen o gizemli “The Ark”. Ama bu iş öyle de kolay değil. Soft’un görevi, yıkılmış bir toplumun moral kaynağı olmak. İş, bazen başıboş hayvanları sakinleştirmek, bazen de isyan eden toplulukları içten içe yönetmek… Durum öyle iç açıcı değil, anladın mı?
Ama… işin tuhafı, “The Dome” içindeki hayatın rengini ve karanlığını keşfetmeye başladıkça, Soft, insanlığın gerçekten kurtarılmaya değer olup olmadığını sorgulamaya başlar. Harbiden, içinde barındırdığı her çatlak, her gizem, insanın yaşam arzusunu sorgulatacak kadar derin… Tam da bu noktada, film karşısında izliyorsunuz, kendinizi düşündürürken buluyorsunuz. Yaşamak mı, hayat mı, hayatta kalmak mı? İşler karmaşıklaşıyor, sevdiklerinizden uzak kalmak, yalnızlık… İnsanlar birbirine nasıl da yabancı olmuş! Soft’un gözünde, umut karanlık bir candır.
“Neden bu kadar kötü bir dünyada yaşıyoruz?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte bu film, bu soruları samimi bir dille sorgulamanızı sağlıyor. “O-Bi, O-Ba”, sadece bir bilim kurgu değil, moral, ahlak ve insanlık üzerine bir çığlık… İnsan, insanın düşmanı mı, dostu mu? Cevaplar, görünmeyen ama hissettiğiniz kadar yakın…



1 Yorum
“O-Bi, O-Ba”, derin felsefi sorgulamaları ve karamsar temasıyla etkileyici bir yapım. İzleyeni düşündürüyor.