
Homeros'dan Odyssey (1997)
Film Özeti
Homeros’un destanı, Andrei Konchalovsky’nin elinde hayat buluyor. 1997 yapımı “Homeros’dan Odyssey”, sadece bir film değil, bir yolculuk… Her sahnesiyle izleyiciyi derinlere çeken, heyecan dolu bir aksiyon/drama noktası. Yunan kralı Odysseus’un Truva Savaşı’ndaki zaferi, öyle bir dönüş yapıyor ki; ne karşısındakiler ne de kendisi, nelerin peşinde koştuğunu biliyor. Hani derler ya, “zafer hırsı sonu getirir” diye… İşte Odysseus’un hikayesinden daha iyi bir örnek bulamazsınız.
Film başlar başlamaz, Armand Assante’nin canlandırdığı Odysseus, karısı Penelope (Greta Scacchi) ve oğlu Telemakhos’un yanından ayrılırken, kalbinizde bir şeyler sırıtıyor. Truva Savaşı’na atılan yelken, zaferle dönecek gibi görünse de, içten içe suyun altında gizli bir tehlike var. Beklentilerimiz yüksektir; ama Odysseus’un tanrılara karşı duyduğu küstahlık, onu içinden çıkamayacağı bir maceraya sürüklüyor… Poseidon’ın lanetiyle karşılaşan Odysseus, denizlerin ortasında kaybolmuş bir ruh gibi günlerce sürükleniyor. Oğlunu koruma içgüdüsü ve karısını kuşatan taliplerle başa çıkma kararlılığı arasında sıkışıp kalıyor.
Ama asıl hikaye burada bitmiyor. Zaman geçtikçe Penelope, Odysseus’un öldüğünü düşünenlerin baskısı altında kalırken, her an bir tehlike ile karşılaşmayı göze alıyor. “Neredesin Odysseus?” diye haykıran kalpleri duyumsamak, insana gerçekten garip hissettiriyor. Sonuçta, saraya döndüğünde eski dostları bile onu tanıyacak mıdır? Efsanevi yay, kimin hak ettiğini belirleyen bir sınavdır. “Biz bu savaşı kazanmıştık ama…” diyerek geçmişe dair bir hesaplaşmaya giriyor.
“Homeros’dan Odyssey”, sadece bir masal değil, tam anlamıyla hayatın kendisi… Testte olan bir karakter, tanrılar ve insanlardan daha güçlü olan görkemli bir öykü. Merakla izlemek ve hayranlıkla değil yalnızca nefes almak isteyeceğiniz sıradışı bir yolculuk.



1 Yorum
Derin bir yolculuk sunuyor.