
Stonehearst Tımarhanesi (2014)
Film Özeti
Küçük bir tımarhane, büyük sırlar… “Stonehearst Tımarhanesi”, Brad Anderson’un ustalıkla yönettiği bir psikolojik gerilim filmi. Edgar Allan Poe’nun karanlık hikaye dünyasından ilham alan bu yapım, izleyiciyi gizem dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Hikaye, zorlu bir tıp fakültesi eğitiminden sonra ilk görevi için kendini bir akıl hastanesinde bulan Edward biraderimizin etrafında dönüyor. Yani Jim Sturgess’in canlandırdığı karakter, tımarhanenin kapısından içeri adım attığında… of ya, hayatı belki de hiç düşündüğü gibi olmayacak.
Daha ilk günden hastaların alışık olduğu gündelik hayatı gözlemlemeye başlayan Edward, buraya zamanla alışmaya başlıyor. Başta her şey normal, hatta biraz sıkıcı gibi görünse de, işler hızla sarpa sarıyor. İlk bakışta masum gibi gözüken hastalar ve tımarhanenin sakin yapısı, Edward için birer illüzyon olmaktan çıkıyor. Abicim, gerçekten de her şeyin yüzeyde göründüğü gibi olmadığını anladığında, işin rengi değişiyor…
Filmin kendisi bir yandan Poe’nun karanlık temalarını başarıyla yansıtıyor, bir yandan da karakterlerin derinliklerine inilerek izleyiciyi daha da içsel bir tartışmaya sürüklüyor. Kate Beckinsale’in oynadığı Dr. Eliza, David Thewlis’in başarılı performansı ve Ben Kingsley’in zeki psikiyatrist rolüyle izleyiciyi tamamen sarmalıyor. Her biri birer bulmaca parçası gibi işlenirken, geçmişte yaşadıkları sırlarla dolu birer tımarhane sakini olarak derin bir iletişim kuruyorlar.
Gizli kapılar ardında dönen olaylar, Edward’ın cesaretini sınıyor. Ne var ki, tımarhane sakinleri de birer kurban… Başlarında ise, Brendan Gleeson’un canlandırdığı kasvetli başhemşire. Baker ve ekip, “Anka”yı yeniden yaratarak, oldukça ilginç bir tecrübe sunuyor. Yani kısacası, “Stonehearst Tımarhanesi” sadece bir korku değil, aynı zamanda insan psikolojisinin derinliklerine inen bir keşif… İzlerken korku ile birlikte derin bir düşünceye dalacağınızı söyleyebilirim. Harbiden, insanı sorgulatan bir yapım…



1 Yorum
Sürükleyici bir psikolojik gerilim, izlemeye değer!